Çocuk Dünyasında Bilinmeyen Tehlike

Çocuk Dünyasında Bilinmeyen Tehlike

Geleceğin ümit tomurcukları olan yavrularımız, Anaokulu döneminde ve İlköğretim çağının başlamasıyla birlikte yapıştırma, boyama, resim yapma ve yoğurma faaliyetlerinin oluşturduğu maharet kazandırıcı, zekâ geliştirici ve eğitici olarak vasıflandırılan sosyal becerilerin (!) ortasında kendilerini buluverirler. Bu faktörler, 21. asra girerken dahi hâlâ 20. asır medeniyetinin getirdiği kültür faaliyetlerinin devamı olduğu şeklinde savunulmaktadır. Ancak günümüzde pek çok ana-baba, öğretmen ve pedagog bu faktörleri şüpheli ve emniyetsiz olarak görmektedirler: Acaba bu resim, el işi ve oyuncak malzemeleri sağlığımıza ve özellikle körpe ve dinamik yavrularımıza zararlı mıdır?! Zararlıysa hangileri ve ne derece zararlıdır?

Çevre ve insan sağlığını yegâne hedef olarak addeden Alman Çevre Koruma Teşkilâtı uzmanları, resim, el işi ve oyuncaklarda kullanılan bütün malzemeleri tetkik edip, tahlîle tâbi tuttular. Bu geniş çaplı araştırmaların neticelerine geçmeden önce ibret verici bir hâdiseyi nakledelim: Küçük Maria ilkokul birinci sınıfa devam etmektedir.

Anaokulundayken resim yapmayı, her yeri boyamayı seven bu afacan, ilkokulda da aynı büyük zevk ve neşeyle bu işi devam ettirir. Ancak günün birinde afacan Maria, bugüne kadar hiç yapmadığı bir şeyi yapar. Evde yalnız kaldığı bir gün resim yapmakta kullandığı büyük beyaz kâğıdı salonun penceresine asar, önüne de rengârenk boyalarla dolu boya kutusunu koyar ve başlar fırçasıyla resim kâğıdına resim yapmaya. Hızını alamayan küçük yaramaz pencerenin tamamını da rengârenk boyar. Tâbi ki, bu arada elleri, yüzü ve üstü-başı da boya içinde kalır. Başarılı olduğunu düşünerek, neşelenen küçük Maria, bir an elini ağzına götürerek, parmaklarını yalar ve “tadı fena değilmiş.”diyerek, hemen dolu küçük bir kutu sarı boyayı ağzına atar; neticede gözünü hastanede açar ve bir hafta yoğun bakımda kalır.

Bu hâdise, Anaokulu ve İlkokul çağındaki binlerce yumurcağın başına gelen felâ-ketlerden sadece biridir. Bu çocuklar, sadece resim kâğıdını boyamakla kalmayıp, üstlerine ve hatta derilerine de boya sürmektedirler. Dahası var..el işinde kullanılan macunları yüzlerine yapıştırarak şekil ve model çıkarmaya çalışıyor, maske yapıyor veya koku ve tadına aldanarak sakız niyetine ağızlarına alıp çiğniyorlar. Yani anlayacağınız çocuklar, bizlerin bile ağızlarını açık bırakan pek çok işler beceriyorlar! İşin başından itibaren bu çocuklara sahip çıkılmaz, kontrol edilmez, belli ölçü, prensip ve metot verilmezse, belki bu aşırı serbestlik ve önüne konulan cezbedici ve tehlike arzeden bu çeşit malzemeler daha kötü ve önü alınmaz neticeler doğurabilir. Eğer bu resim ve el işi malzemelerinde gerçekten zehirli maddeler mevcutsa ve insan sağlığına zararlıysa-ki öyle olduğu tesbit edilmiştir-o zaman “Kullanılmasında sakınca yoktur... Kontrol edilmiştir... Uygundur...” gibi damgaları vuran yetkili resmî makamlar da bu suça ortak olmaktadırlar. Hâlbuki bu tüketim maddelerinin üretimi ve satımı mevzuunu ele alan bir kanun maddesinde şöyle bir ifade vardır: “Çocukların kullanacağı her türlü oyuncak, okul ve iş malzemeleri muhakkak surette usûl ve kanuna uygun şekilde üretilmeli; kat'iyyen zehirleyici, pislik ve hastalık bulaştırıcı hammadelerden imâl edilmemelidir.” Ülkemizde ise TSE damgası olanların dışında, malzemeyi garanti altına alan bu damganın olmadığı malzemeler mevcuttur ve gün geçtikçe artmaktadır da. Hatta ithâl edilen plastik ve lastik oyuncakların bazıları ölüme bile götürebilmektedir. Meselâ bazı ithâl çikolataların içinden çıkan veya ayrı olarak da satılan küçük, lastik (örümcek, böcek, vs. şeklinde) oyuncaklar mevcuttur. Ambalajlarının üzerinde ''Beş yaşından küçük olanların kullanması sakıncalıdır” ibaresi konulmuş. Ancak bunun, bütün yavrularımıza zararlı olduğu tesbit edilmiştir. Çünkü bu oyuncakları suyun içine koyduğunuzda, beş saat içinde dört katı kadar şişip, büyüdüğünü göreceksiniz. Çocuğun midesindeki hâdiseyi de siz tasavvur edin! Bunun neresi zekâ ve maharet geliştirici oyuncak acaba?! O halde bunların herhangi bir yolla kontrol altına alınması ve sık sık denetlenmesi lâzımdır. Şimdi, kullanılan malzemelerin terkibinde bulunan, cüz'i miktarlarının bile çok tehlikeli olduğu bazı zararlı maddeleri sırayla tahlil edelim:

1. Bir molekülden oluşan vinilklorik bileşimi (asetilen ve hidroklorik asitten (HCL) meydana gelen; sağlığa kesinlikle zararlı olan ve dolayısıyla kanser yapıcı hususiyete sahip bir gazdır ki, PVC maddesinin yapımında esas teşkil etmektedir.)

2. Azot ve benzol gibi kansere yol açıcı maddeler sınırlı bir şekilde de olsa, oyuncak ve resim-el işi malzemelerinin yapımında kullanılmaktadır.

3. Yumuşatıcı (ayrıştırıcı, çözücü) maddeler; bu zehir saçan maddeler çocuklarımızın kullandıkları bütün malzemelere yarı yarıya bulunmaktadır.

4. Antimon, arsenik, baryum, kadmium, krom, kurşun, cıva ve selenyum gibi metaller de kullanılmaktadır. Bu elementler Avrupa standartlarına göre (EN 71) limitiyle
sınırlandırılmıştır.

Sözde çocuklarımızın sağlıklı gelişmelerini hedef alan bu Avrupa limitleri kat'iyyen yetersiz kalmakta olup, ölçüsüz olduğundan gayeyi yerine getirmemektedir. Daha da fenası; plastik malzemelerin yapımında kullanılan yumuşatıcılar ve anilin (azot muhtevalı) boya maddeleri- ki bugün sanayide bu maddeler büyük bir ihtimalle ağır metallerin yerine kullanılmaktadır- diğer zehirli maddelerde olduğu gibi kat'iyyen nizamname ile tayin ve tahdit edilmemektedir. Çocuklarımızın kabiliyetlerinin artması ve gelişmelerinin müspet bir yönde olması için her birerlerimiz husûsi hassasiyet göstermekte, belki resim, oyuncak ve el işi malzemelerini sadece kalitesine ve fiyatına bakarak almaktayız; ancak, bu malzemelerin imâl edildiği fabrikalarda yukarıda arz ettiğimiz sağlığa zararlı zehirli maddelerin karışım halinde kullanılıp kullanılmadığını bilemeyiz, çünkü, kullandığımız malzemelerin ambalajlarında kat'iyyen, içindeki kimyevî maddeler belirtilmemektedir. Aslında temizlik maddelerinde (deterjan, sabun, şampuan) dahi içindeki maddeler belirtildiği halde, çocuklarımızın her gün, her saat hemhal oldukları bu malzemelerin ambalajlarında da mutlaka içindeki maddeler ve bileşimler verilmeli ve zararlılık derecesi, uygunluk durumu belirtilmelidir!

Araştırmacılar, bu maddelerin (yapıştırıcı, macun, boyalar) içerisinde tesbit edilen tuzun zararsız olacağını kabul ediyorlar. Peki, bütün bu zararlı (zehirli) kimyevî maddeleri bir tarafa bırakırsak, sadece tuz tadını nasıl açıklayacağız? Yani, tuz madde itibariyle zararlı olmayabilir, ama çocukların bunun tadını alarak, sırf bunun için ellerindeki malzemeleri ağızlarına götürmelerini, yalamalarını neyle izah edeceğiz?! Şimdi bu malzemeleri ve içindeki zararlı kimyevî maddelerine göz atalım:

A- YAPIŞTIRICILAR
1960'lı yılların sonlarına doğru Birleşik Almanya'daki çocuklar ve gençler, yapıştırıcıların içerisindeki seyreltici maddeleri buruna çekip kendinden geçmekle ve uyuşturucu müptelâlığına ilk adımı atmıştır. Dolayısıyla da koklamak suretiyle bu zehirli çözücü maddeleri içine çekmekle yapıştırıcı müptelâsı, yani toksikoman olmaktadırlar. Bu maddelerin ileri derecede kullanılması halinde de kişiyi artık iki büklüm yapan sinir hastalıkları, görme ve şuur bozuklukları meydana gelmektedir. Burada söz konusu olan, seyreltici özelliğe sahip maddelerdir; her ne kadar “zaten azar azar kokluyorum” diyerek kendilerini aldatsalar da bunlar nefes yolunu tahrip edip vücudu istilâ etmekte ve yağlı dokulara yerleşerek, sinirlere ve beyine zarar vermekte, ruhî bunalım, sıkıntı, mide bulantısı, baş ağrıları ve sürekli balgam atma şikâyetleri baş göstermektedir. Bu sebeble imalatçılar ve anne-babalar şu hususlara çok dikkat etmeliler:

Eğer bu seyreltici maddelerin uyuşturucu bağımlılığı ve yanıcı hususiyetleri varsa, mutlaka paketlerin üzerlerine dikkat çekici, uyarıcı tehlike işareti konmalıdır. Vernik ve cila kokusu mevcutsa, öncelikle ebeveynler bunları kontrol edip, zararsızsa çocuklara kullandırmalıdırlar: aksi takdirde çocuklar bunları teneffüs ettiklerinde, yaladıklarında sağlık açısından büyük tehlikeye mâruz kalabilirler. Hiç şüphesiz en şiddetli tesiri yapıştırıcı maddeler göstermektedirler. Meselâ meşhur japon yapıştırıcıları. Bunlarda diğerlerinde bulunan çözücülerin yanında, yapıştığı maddeden kesinlikle ayrılmamayı sağlayan birleştirici bileşik maddeler mevcuttur. Bunlar yapışırken bir nevi kaynak işini görürler ki, bunlara “süper yapıştırıcı” veya “Japon hârikası” da denmektedir. Saniyelik bir anda iki parmağı birbirine yapıştırır, ayırması da bir hayli zordur, hele çocuklar için. İşin en kötü tarafı ise bunun göze de kaçmasıdır ki körlüğe kadar yolu vardır. Kaynak yaparak yapıştırdığı herhangi bir uzvu ancak cerrahi müdâhaleyle birbirinden ayırmak mümkündür. Bu tehlikeyi önlemek için bu tür yapıştırıcıların ambalajlarında ikâz işareti bulunması şarttır. Meselâ “Çocuklardan uzak tutun!” gibi.

Şimdi de çözücü olarak suyun kullanıldığı diğer yapıştırıcı ürünlerini bir inceleyelim: Bunlar tutkal, zamk ve kola gibi başta kağıt olmak üzere her şeyi yapıştırdığı söylenen ya-pıştırıcılardır. Suyla seyreltilen bu yapıştırıcılar da diğerleri gibi sağlığa zararlı yan tesirlerden payını almaktadır. Bu ürünler umumiyetle, küf mantarları ve bakterilerin yatağı durumundadırlar. Bu zararlı maddelerin oluşmasına sebep de üreticilerin, bu ürünlerde daha dayanıklı olabilmesi için kullandıkları, gıda ve kozmetik maddelerinden müteşekkil koruyucu konservasyon maddesi bileşimidir. Zaten kozmetik ürünlerinin (düşürülen bebekler vb.) sağlık açısından pek çok tehlikelere sebebiyet verdiğini iyi biliyoruz.

Bir de bu maddelerin yapıştırıcı ürünlerinde kullanıldığını düşünürsek..!

Bazıları ise çocuklar için en uygun yapıştırıcının, duvar kağıdını yapıştırmakta kullanılan maddelerin olduğunu iddia ediyorlar ki, toz halindeki bu beyaz tutkal tamamen metil selülozdan meydana gelmektedir ve çocuklara kesinlikle zararlıdır.

B. MODELAJ (YOĞURMA) MADDELERİ
Hangi çocuğu gösterebiliriz ki çamur, balçık ve macun gibi maddeleri yoğurmaktan, onlara şekil vermekten zevk duymasın, eğlenmesin?! Sokaklarda da devamlı müşahede ettiğimiz gibi, pek çok afacan çocuk ya çamur yığının başında, ya da su birikintisinin başında sabahtan akşama kadar oyalanıp eğlenmektedir. Kimya endüstrisi bunlara da el atmış ve macun şeklinde ürünler yaparak piyasaya sunmuştur. Bu macunların ne gibi bileşik ve maddelerden teşekkül ettiklerini bir görelim:

1. Dağılmayı önleyici, tutucu maddeler: Bal mumu, ozoserid (yer mumu), parafin yağı

2. Boya maddeleri: Bitki boyaları, renkli maden boyaları (büyük bir ihtimâlle ağır metal bulunduran maddelerdir).

2. Dolgu maddeleri: Tebeşir, selüloz lifleri.

3. Nemli tutan maddeler: Gliserin, yemek tuzu.

4. Konservasyon maddeleri: Kozmetik ve gıda maddeleri yapımında (aroma) kullanılan maddeler.

5. Seyreltici (çözücü) maddeler: Su. organik seyrelticiler.

6. Özel İlâveler: Yumuşatıcılar, sabitleştirici olarak kadmiyum elementi, aromatik maddeler.

Bunların dışında da model yapımında kullanılmak üzere, ateşte pişirilmek suretiyle elde edilen maddeler satılmaktadır. Bunların bileşiminde yine tutucu plastik maddeler mevcuttur; umumiyetle PVC (polyvinylchlorid) maddesi. Bu demek oluyor ki; macunun bileşiminde bulunan bu macunlan sadece elleriyle dokunmakla kalmayıp, ağızlarına alarak çiğneyip, yutsalar acaba ne olur?! Bu bileşikler bedenin her yerine dağılır ve böylece tehlike sinyalleri duyulmaya başlar.

Çevre Koruma Uzmanları bu cihetteki araştırmalarını ağır metaller ve fitalat (yumuşatıcı) üzerinde yoğunlaştırmaktadırlar. Fitalat maddesi plastik madde üretimi yapan fabrikalarda PVC maddesiyle birleştirilerek elde edilmektedir ki, böylece macunda çatlama ve yarılma vuku bulmaz. Ancak bu yumuşatıcı maddeler de çevre ve insan sağlığı için büyük problemler doğurmaktadır, çünkü bunlar güçlü indirgeme özelliğine sahiptirler. İşte bu özellikleri dolayısıyla da vücudun yağlı dokularında birikmektedirler. Tanınmış en tehlikeli fitalat maddesi DEHP (Ditileksilfitalat)'tır. Yapılan hayvan deneylerinden anlaşıldığına göre kansere yol açmakta, kalbe ve karaciğere zarar vermekte, cinsî organın sıhhatli olarak gelişmesine mâni olmakta ve iktidarsızlığa sebeb olmaktadır. İsveç'te 1986'da bu maddenin çocuk oyuncaklarında ve plastik mamullerinde kulanılması tamamen yasaklanmıştır. Pişirilerek modelde kullanılan maddelerde biraz daha farklı bir manzara ortaya çıkmaktadır. Çocuklar için imâl edilen bu maddeler ocakta pişirildikten sonra soğumaya terkedilirse, odanın içine çok keskin ve acı bir koku salmaktadır. Yanma neticesinde muhtelif kimyevî reaksiyonlar oluşmakta ve havaya karışmaktadır. PVC maddesi bu 100 °C sıcaklıkta ayrışmakta ve indirgeme maddeleri olarak benzol, toluen, fosgen (yeşil salip) gazları açığa çıkmaktadır. Bu zehirli gazlar topluluğu vücuda oksijen girişine engel olmakta ve hem solunum yolunu, hem de mukoza zarlarını tahriş etmektedir. Bu araştırmaların neticesi alındıktan sonra Birleşik Almanya Sağlık Bakanlığı bu mamullerin ambalajları üzerine ''Çocuk oyuncağı değildir!” ve “Ağıza alıp yutmak ve dumanını içine çekmek sağlığa zararlıdırl” şeklinde uyarı işareti ve ibareleri koymalarını mecbur kılmıştır. PVC maddeli malzemeler üreten tanınmış firma Adel-Faber, hemen bu ikâza uymakta gecikmedi, ancak bu uyarıcı yazıları bütün mamullerinde açık açık görmek mümkün değildir.

C. BOYALAR
Çocuk yuvaları, Anaokullar ve İlkokullarda çocuklarımız, umumiyetle sulu boyalar, detramp boyalar, tabela boyaları ve guaş boyalarıyla çalıştırılmakta, eğlendirilmektedir. Bu boyalar iki ana maddeden oluşmaktadır: Renkli boya maddeleri (ağır metal maddeleri ihtiva eder) ve kimyevî-organik madde bileşikleri.. bunlar renk tonlarını meydana getirirler. Pastel boyalar ve sulu boyalara, uzun zaman dayanıklı kalabilmeleri için konser- vasyon maddeleri olan gıda ve kozmetik maddeler katılmaktadır.

Sulu boyalar ve guaş boyalarının özünü arap zamkı, tutkallı boya, jelâtin, dekstrin (nişasta kolası), kitre zamkı (geven otundan) ve bunun gibi daha başka maddeler teşkil et-mektedir. Detramp boyalarının içinde; dağılmayı önleyici maddeler olarak da yumurta akı ve süt ürünlerinden elde edilen albümin maddesi, destrin, arap zamkı, tutkallı boya, bezir seyreltici organik maddeleri de ihtiva etmektedir. Ne acıdır ki, bu maddeler çocuk-larımız için gerçekten zararlıdır. Çocuklarımız için güzel bir eğlence olan sulu boyaların bir başka tehlikesi de, çocuklarımızın bu boyalan ağızlarına alıp yutmaları ve yüzlerine gözlerine sürmeleridir. Bunun en büyük sebebi de, aromatik koku, bağımlılık yapan tatlı veya tuzlu güzel tadlarıyla bu mamullerin, kişiyi tadına bakma cihetinde cezbedici olmalarıdır.

Bilhassa kozmetik maddelerinin terkibinde bulunan Triklor maddesi (Lavrin firmasının “Happy Color” mamulünde olduğu gibi) zehirli dioksin maddesini ihtiva etmektedir. Tahlile tabî tutulan bu boya mamullerinin yarısının ise Ortafenilfenol maddesi ile konser-vasyon edildiği gözlenmiştir. Bu zehirli madde boyanın üst kısmında, narenciye (bilhassa limon) tadını veren tabakanın oluşmasını sağlar. Ancak reaksiyona giren bu maddenin zararsız olabilmesi için 0.012 gr. ölçüsünde bulunması şarttır. Fakat yapılan araştırmalarda sulu boya imalathaneleri, bu maddeden 10 ile 300 gr. arasında değişen yüksek miktarlarda koymaktadırlar. Bu durumda çocuklarımızın bunu kullanmaları sakıncalıdır, çünkü bu alerji yapıcı ve kansere yol açan anilin boyasını ayrıştırıcı nitrojenli (azot) maddenin ve daha kötüsü guaş boyalar, detramp boyalar ve tabela boyalarında kullanılmasında sınır tanınmamaktadır. Çoğu işletmeler bu ortak limitlere kat'iyyen uymamaktadır. Bütün firmaların insan ve çevre sağlığını esas gaye kabul ederek, Yüce Mevlâ'nın bize bahşettiği bu sonsuz nimetleri nizamlı ve adaletli bîr şekilde işleyip, kullanmaları dileğiyle..!

Ziya Aydın

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz:

Son yorumlar

Son konular

nid)); if ($sebil=='') $sebil = 'node/'.$term->nid; echo ' - '. $term->title .'
'; } ?>